tatlı dil | 15/11/2009

Tatlı Dil
Kamil Efendi , at bakıcısıdır. Bir cuma günü, camiye gelir. Bakar ki, hiç kimse yok! Vaaza hazırlanan hoca, cemaat olmadığını görünce, Kamil Efendi'ye sorar:
"Senden başka kimse yok.Ne dersin? Vaaz edeyim mi, yoksa etmeyeyim mi?"
Kamil Efendi, "Ben seyisim, bu işlerden anlamam. Benim yirmi atım var. Hepsi kaçıp gitse biri kalsa, onu ihmal etmem, yine bakarım" der.
Bunun üzerine hoca, uzun uzun vaaz eder.Namaz sonrası Kamil Efendi'ye sorar:
"Nasıl, vaazımı beğendin mi?"
Kamil Efendi şöyle der:
"Ben seyisim, vaazdan anlamam. Ancak brn, yirmi atın suyunu ve yemini bir ata verip onu çatlatmam."
Hz.Musa Firavun'a dini anlatmakla, Beni İsrail'i esaretten kurtarmakla görevlendirilir. Kardeşi Harun, kendisine yardımcı olarak verilir. Cenab-ı Hak , kardeş iki peygambere şöyle emreder:
"Firavun'a gidin. Çünkü o iyice azdı. Varın da ona 'kavl-i leyyin'le (yumuşak bir dille ) anlatın. Olurki, öğüt alır veya korkar.
Ayette yer alan "olur ki" ifadesi, şüphesiz Haz. Musa ve Harun'la alakalıdır. Cenab-ı Hak, onun iman etmeyeceğini elbette bilmektedir. " Firavun'a, onun öğüt alacağını umar olduğunuz bir halde gidin" denmektedir. Yoksa tebliğin neticesiz kalacağını bilen birisi şevkle anlatamaz.
Demek "Ben Rabbim!" diyen Firavun gibi birisine de gidilse, kabul edeceğini ümit eder bir halde gidilmelidir.
Ve anlatırken "kavl-i leyyin" ile anlatılmalıdır.
Hz.Musa'nın Firavun'a gönderilmesi ve tebliğ şekliyle ilgili hususlar, maalesef pek çok müslüman tarafından henüz layıkıyla anlaşılmamaıştır.
İçimizden bazıları, "Allah'ın mühürlediği kalbe, sen ne yapabilirsin?" diyerek tebliğden kaçmaktadırlar. Halbuki Hz. Peygamber(a.s.m.) "Bu ümmetin Firavun'u dediği Ebu Cehil'e defalarca gitmiş, anlatmıştır.
İnsan yüz kapılı saraya benzer. Bu kapılardan doksan dokuzu kapalı olsa yine de tek açık kapıdan o saraya girmek mümkündür. Kavl-i leyyin, insan sarayına girmek hususunda çok kapıları açabilen, iyi bir anahtardır.
Bir kısım vaizlerimiz, sadece bayram namazlarına gelenleri, doğrudan tenkit ederler. Halbuki doğrudan tenkit, çoğu kere zarar verir. Bir berber bile, sakalı doğrudan traş etmez. Önce sabunlar sonra keser.
İşte bu sırrı yakalamış vaizlerimizden biri, bir bayram vaazında şunları anlatır:
"Efendim, evvelki bayram namazından sonra, camide bir ceketin unutulduğunu fark ettik. 'Herhalde, vakit namazına gelir, ceketini alır' diye düşündük, Vakit namazlarına gelmeyince' Herhalde cuma namazına gelir' diye bekledik.
"Aradan aylar geçtiği halde ceketi soran olmayınca, zayi olmasın diye muhtaç birisine verdik. Ancak diğer bayram namazında sahibi yanımıza geldi ve 'Ben geçen seneki bayram namazında ceketimi burada unutmuşum. Sizdeyse almaya geldim' dedi.
"Biz de durumu kendisine anlattık, geç kaldığını söyledik. Siz de şayet ceketinizi unutursanız, sakın diğer bayrama kadar beklemeyin, hemen gelin ceketinizi alın."
Doç.Dr.Şadi Eren-Yaşanmış İman Öyküleri
Kategori: gonul____den____
Kalıcı Bağlantı | Yorum ( yok ) | Yorum yaz! | Dareyn Dergisi !
hz.fatımanın çeyizi | 31/8/2009
Peygamberimiz'in (s.a.v.) kızının çeyizi böyleydi.
Hz. Fatıma'nın çeyizindeki eşyalar. Bu çeyiz, bize önemli mesajlar veriyor.
Peygamber Efendimiz’in kızı Hz. Fatıma annemizin çeyizini merak ediyor musunuz? Hz. Fatıma’nın, Hz. Ali ile evlendiğinde ömür boyu kullanacağı ev eşyaları arasında neler vardı? Bu çeyiz, bize önemli mesajlar veriyor.
O, Efendimiz’in soyunu devam ettiren gül neslinin anasıdır. O, "neslinden gelecek olanların cehennem azabından fersah fersah uzak olduğu" Fatıma’dır. O, "beyaz, parlak ve aydınlık yüzlü" Zehra’dır. O, "kendisini Allah’a adamış, namuslu ve iffetli" Betûl’dür. O, Hz. Fâtımatu’z-Zehra el-Betûl’dür. Babasının terbiyesi altında yetişen Hz. Fatıma, haya ve edebi, konuşma tarzı, oturup kalkması ve yaşantısıya babasına çok benziyordu. Nebiler Serveri de kendi pâk neslini devam ettirecek olan kızını çok seviyor, kızı yanına geldiğinde onu ayakta karşılıyor, elini tutup "Hoş geldin kızım" diyor ve ona iltifatlar edip yanına veya kendi yerine oturtuyordu.
Hz. Fatıma evlilik çağına geldiğinde sahabinin ileri gelenlerinin onunla evlenmek için yarıştığını görüyoruz. Çünkü onunla evlenmek, Allah Resulü’ne akrabalık bağlarıyla bağlanmak demekti ve bu da çok büyük bir şerefti. Ve sahabe-i kiramın ileri gelenleri bu şerefe ulaşmak istiyordu. Ancak bu yüce şeref, Hz. Ali’ye nasip olacaktı. Düğün hazırlıklarıyla ilgilenen kız babası Hazreti Ebû Bekir, yanına Hz. Bilâl ve Hz. Selmân’ı da alarak doğruca Medine çarşısına çıktı. Hazret-i Ali’yle nikahı kıyılmış olan Fâtıma validemizin çeyiz eşyasını alacak, birlikte Hz. Ali’nin evine bırakacaklardı.
Böyle çeyiz olur mu?
Cennet hanımlarının baş tacı olan Fâtıma validemizin ömrü boyunca kullanacağı ev eşyası da bundan ibaret olacaktı. Bu çeyiz eşyasının parasını, müstakbel eşi Hz. Ali vermişti. Bakalım Hz. Ali’nin verdiği (dört yüz dirhemlik) mehirle, Allah Resulü’nün kızı Fâtıma validemize nasıl bir çeyiz eşyası alınacak; cennet gençlerinin efendileri Hz. Hasan ve Hüseyin’in anneleri, günümüzdeki hanımlara örnek olan evini nasıl bir çeyiz eşyasıyla süsleyecektir? Neden sonra Hz. Ali’nin evinin kapısına bir deve yükü olarak getirilen çeyiz eşyası indirilmeye başlandı. Ashabın her biri, bir hizmetin içindeydiler. Bu mutlu günün sevinç ve huzuru, her birinin mütebessim yüzlerinden okunuyordu. Dilerseniz şimdi Hazret-i Ebû Bekir’in seçip, Bilal-i Habeşî ile Selman-ı Farisî’nin yardım ederek getirdikleri çeyiz eşyasına bir göz atalım:
1) Üzerinde namaz kılınacak güzel bir seccade.
2) Üç adet üzerine oturulacak minder.
3) İçi hurma kabuğu lifleriyle doldurulmuş yastık.
4) Buğday öğütecek el değirmeni ile su tulumu, su testisi, su bardağı,
5) Değirmende öğütülmüş buğdayın kepeğini ayırmaya yarayacak bir elek...
6) Elle örülmüş bir battaniye, havlu.
7) Sedir, yani divan.
8) Kadife yorgan.
9) Yere serilecek sofra...
Fâtıma validemizin bu çeyiz eşyası, Hz. Ali’nin evine indirilip içeri alınırken, durumu seyreden Allah’ın Resûlü, bunu onların çok göreceklerini, fazla bulacaklarını düşünmüş, ellerini kaldırıp, pırıl pırıl gözyaşı dökerek şöyle dua etmişti:
"- Yâ Rab! Senin sevmediğin israftan çekinen bu insanlara, bu eşyayı hayırlı eyle!"
Sade yaşa, mutlu ol!
İşte cennet hanımlarının efendisi olduğu hadislerle sabit olan Fâtıma validemizin çeyizi bu idi. O, bunlarla mutlu oldu. Bu eşyalarla ömrünü tamamladı.
Bunlarla huzur bulup rahat etti. Günümüzde nice ana-babalar, nice kız ve gençler vardır ki, çeyiz için karşı tarafı kasıp kavurur, soyup soğana çevirir; sanki huzur eşyadaymış gibi onu birtakım mobilyada, koltukta, ev eşyasında ve sandık içinde ararlar. Halbuki bunların hiçbiri huzurun tek şartı olamazlar. Mutluluk elbette eşya ile yakalanamaz.
Hz. Fatıma annemizin çeyizi bize çok şeyler anlatıyor. Özetle bize kendini tüketme, sade yaşa, mutlu ol diyor. Sizce de öyle değil mi?
( Ali İhsan ER - BUGÜN)
Kategori: gonul____den____
Kalıcı Bağlantı | Yorum ( 6 ) | Yorum yaz! | Dareyn Dergisi !
de! | 25/3/2009

Birgün dünyaya ait büyük
bir derdin olursa
RABBİNE dönüp
'benim büyük bir derdim var!
deme,
derdine dönüp benim büyük bir RABBİM var
de!
Kategori: gonul____den____
Kalıcı Bağlantı | Yorum ( 15 ) | Yorum yaz! | Dareyn Dergisi !
« Önceki |::|


